Ailede Değerler Bilinci

                            AİLEDE DEĞERLER BİLİNCİ

Anne ve babalar çocuklarının gelişim sürecinde; hangi yaşta çocuğuna karşı nasıl davranılması gerektiğini, hangi bilgilerin öğretilmesi gerektiğini, hangi becerilerin ve alışkanlıkların kazandırılması gerektiğini,  nasıl bir eğitim alması gerektiğini bilmelidir. Çünkü çocuk, hayatına yön verecek ilk bilgilerini, beceri, davranış ve alışkanlıklarını öncelikle ailede öğrenir.

Çocuklarımıza değerlerin öğretileceği yerlerden biri de ailedir. Değerler okulda bilgi olarak öğretilir ancak yeteri kadar içselleştirilip davranış özelliği haline getirilmesi biraz zordur.  Ailede öğretilen değerler yaşamın bir parçası haline gelir. Bazı değerlerimiz, bilgiden öte yaşamımızın bir parçası haline gelmelidir.

Ailede bir şeye ne kadar değer verilirse çocuk da hayatında o şeye o kadar değer verir. Hayatımız boyunca alacağımız eğitim ve öğreneceğimiz bilgilerle bazı davranışlarımız değişse de ailede edindiğimiz davranış ve alışkanlıklar çoğunlukla hayat boyu devam eder.   Hayatımız boyunca yaşadığımız birçok olayı unuturuz; ancak ailede yaşadığımız anılar hafızalarımızda canlı kalır. Bu sebeplerden dolayı bu yazımızda ailede değerler bilinciyle ilgili yazımızı oluşturduk. İstifade edebilmeniz dileğiyle iyi okumalar…

 Psikolojik Danışma ve Rehberlik Birimi

 

Hepimiz zaman zaman şu tür cümleler kurarız. “Çevremizi koruyalım, yaşlılara yardım etmek gerekir, dürüstlük önemlidir, başkasının hakkını almamalı...”. Bizleri bunları söylemeye ve böyle davranmaya iten, sahip olduğumuz değerlerdir. Değerler, ideal davranış şekilleri veya yaşam amaçları hakkındaki inançlarımız, davranışlarımıza yön gösteren standartlardır.

Günlük hayatımızda bizleri yönlendiren pek çok değer türü vardır: güzel-çirkin gibi estetik değerler, iyi-kötü gibi ahlaki değerler, sevap-günah gibi dini değerler, doğru-yanlış gibi mantıksal değerler. İnsanlar yaşamlarının her yerinde, her noktasında, çoğunlukla bilinçli olmasalar da, zihinlerindeki çeşitli değerleri davranışa dönüştürürler. Bu nedenle değerler, tutumlar ve davranışlarla yakından ilişkilidir, hatta onlara yön verir.

Bireylerin, grupların onlara özgü kültürel değerleri hakkında bilgi edinerek, onların tutum ve davranışlarını büyük ölçüde önceden kestirebiliriz. Ayrıca bireylerin önemli problemlerini, o kişilerin benimsedikleri değerler hakkında güvenilir bilgileri dikkate almadan anlamak, değerlendirmek ve yorumlamak zordur.

Değerler; sosyal hayatı düzenler, bireyler arası bağlılığı artırır. Farklı değerlere sahip kişiler arasında veya kuşaklar arasında oluşan farklı değerlerden kaynaklanan çatışmalar ortaya çıkabilir. Ancak bu çatışmaları da “barışmak, uzlaşmak” gibi başka ortak evrensel değerler yardımıyla çözmek mümkündür.

Değerler, bir yandan bilişsel süreçleri, bireysel tutum ve davranışları etkilerken, diğer yandan toplumun kültürel kalıplarıyla etkileşimde bulunur ve onları yansıtır. Değerler dinamiktir; hem toplumdan topluma, hem de zaman içinde değişir. Günümüzde geleneksel değerlerin yerini, toplumsal değişmenin ve küreselleşmenin getirdiği bazı yeni değerler almaya başladı. Örneğin, itaatkârlık ve kanaatkârlık, artık eskisi kadar güçlü değerler değil. İtaatkârlığın yerini akılcılık ve sorgulamacılık, kanaatkârlığın yerini ise girişimcilik ve rekabet almaya başladı. Değişimin tümüyle iyi veya kötü olduğunu söylemek mümkün değildir; çünkü iyi ve kötü şeklindeki yargılar da, aslında şu anki değerler sistemimizin bir ürünüdür.

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte küçülen dünyamızda artık geleneksel ve yerel değerler, yerini çoktan temel ve evrensel değerlere bıraktı. İnsani değerler ya da temel değerler dediğimiz özellikler, insanın biricikliği, özgür irade ve yaşam tarzı üzerine kurulmuştur. Sevgi, sorumluluk, doğru davranış, iç huzur, eşitlik, şiddetten kaçınma, insanlık onuru, hoşgörü, mutluluk, sabır, cesaret, paylaşma, saygı, merhamet, dürüstlük... vb. gibi temel insani değerler, insanın en iyi tarafını ortaya çıkarmayı ve onun kişiliğini bütünüyle geliştirerek, insani mükemmeliğe   erişmesini sağlamayı amaçlamaktadır.

Değerler her çağda üretim biçimiyle, yaşama ve düşünme biçimiyle karşılıklı ilişki içinde olmuştur. Her çağ, kendi değerlerini üretir ve aynı anda bu değerler de, o çağa şekil verir. Son yıllarda, bilgi çağında, yeni sayılabilecek birtakım değerler gelişti. Çevrecilik, insan hakları, verimlilik, toplam kalite... vb. Teknolojik gelişmeler de yeni değerler ortaya çıkarıyor, bunlardan biri bilgisayar etiği. Değişim kaçınılmaz; ancak hızlı değişim, bireylerin uyum sağlamasını zorlaştırabilir. Bu hızlı değişim, artık kuşaklar arasında değil, aile içinde bile çatışmalara yol açıyor. Artık insanların sosyal çevresi aile ile sınırlı değil; televizyon, sinema, dergi, internet, reklamlar aracılıyla bütün dünya, genç insanın sosyal çevresi olmuştur. Bu nedenle artık ailenin, çocukların değer sisteminin gelişmesindeki etkisi, eskiye göre daha azalmıştır.

Ergenlik döneminde, arkadaş çevresi önemli bir değer sistemi oluşturur. Eskiden aile içinde öğrenilen ve aktarılan değerler, küçülen dünyada artık sosyal çevreyle oluşmaktadır. Aileler, değer sisteminin gelişmesinde çocukları üzerindeki etkileri azaldığı için, sahip oldukları değerleri, çocuklarına yeterince aktaramadıklarını hissetmektedirler. Aileler en çok sosyal alanda, gençlerin tutum ve davranışlarının kendi değerleriyle uyuşmadığını gördüklerinde rahatsız olmaktadırlar. Bu durum, insanları toplumsal olarak değerler konusuna daha duyarlı hale getiriyor.

Değerler nasıl aktarılır?

Herkesin toplum içinde bir konumu (kız, erkek, memur, evli, genç, yaşlı... vb.) ve bu konumu için toplumun uygun gördüğü rolleri vardır. Biz bulunduğumuz konumda, o konumdaki insanların neler yapması, neler düşünmesi, nelere değer vermesi gerektiği vb. hakkında bilgilere sahip oluruz. Bu da yaşamımızda küçük yaşlardan itibaren önce anne-babamızı, sonra da yaşımız büyüdükçe diğer önemsediğimiz kişileri model olarak alma şeklinde kendini gösterir. Sahip olduğumuz değerler, arkasında toplum desteği olduğunda daha kalıcı hale gelir, fakat bu destek zayıflayınca değerler de değişmeye veya bozulmaya başlayabilir. Sonuç olarak değerler eğitimi en iyi yaşantıyla verilebilir.

Değer aktarımında, çocuk oyuncaklarının önemli bir işlevi vardır. Bez bebek yapıp onu kucağına alan çocuk, farkına bile varmadan içinde yaşadığı toplumun “annelik değerlerini” de kazanmış olur. Bebeğini emzirerek doyurması, sallayarak uyutması, oynaması için yanına oturtması, yanlış bir şey yaptığını görerek azarlaması; bütün bunların temelinde çocuğun içinde yaşadığı toplumun “değerleri” yer almaktadır.

Günümüzde kız çocuklarının oynadığı oyuncak bebekler incecik, güzel, sarışın, özgüvenli, bağımsız, kendi başına yaşayan bir genç kız olarak tasvir edilebilir. Evli değildir, sadece erkek arkadaşı vardır. Üç katlı, çok modern, rahat ve şık bir evi vardır. Yemeklerini evinin verandasında yer, mutfağı geniş ve moderndir. Evinin önünde hız yapabilen gösterişli bir spor arabası vardır. Gardrobu çok zengindir. Günün her saati için bir çok giysisi vardır. Bu bebek çalışmamaktadır, eğitimi de belli değildir. Paranın nereden geldiği belli değildir, ama bebek olduğu için herhalde anne-babası, ona bu rahatı ve lüksü sağlamaktadır. Günümüzde genç kızlar, kendilerinin her şeyi olmasını bir zorunluluk, bunları ödemenin de ailelerinin görevi olduğunu düşünmüyorlar mı? Günümüzün tüketim toplumu değerleri, gerek reklamlarla, gerekse çeşitli filmlerle bu bebeklerin tarzında bir yaşantıyı desteklemektedir.

        Erkek çocukların oynadığı oyunların temasında, “güçlü adamlar”,  “kötü adamlarla” mücadele ederler. Elbette güçlüler kazanır ve diğerleri “yok olurlar”. Onlar silahlarla “imha edilir”. Bu simgede de sosyal roller ve aktardığı değerler belirgin biçimde çizilmektedir. İyiler ve kötüler vardır; biz iyileriz; “onlar” kötüler, onlarla savaşmalıyız; görüşmek, konuşmak yasaktır; savaşı biz kazanırız; kazanmamız “kuraldır”. Dünyayı, insanları, ilişkileri, olayları ve durumları böyle kesinleştirmek, bu kesinliği de “siyah-beyaz karşıtlığında vermek”, erkek çocuk kişiliğinde fanatizm, saldırganlık, karşısındakiler hakkında önyargılar oluşturmak... vb. etkiler yapmaktadır. Aktarılan değerler de bunlarla ilgili olarak “düşmanlık”, “savaş”, “silahlar”, “hep kendini iyi ve haklı görmek” gibi insanlık değerlerine aykırı nitelikler olarak aktarılmaktadır. Bu oyunlardaki “onlar”, çocuk için kendi arkadaşları, öğretmeni, hatta kendi anne-babası bile olabilir. Çocuğun isteklerini yapmayan, ona kurallar koyan, yersiz ısrarlarını yerine getirmeyen herkes “onlar” sayılabilir. Böylece de “düşünmek”, “karşısındakini anlamaya çalışmak”, “birbiri ile konuşmak”, “sorunları görüşerek çözümlemek”, “birbirini anlamak ve barışmak” davranış kodları olarak iletilmemektedir. Bu davranışlar zayıflık, güçsüz olmak olarak değerlendirilmekte ve çocukların değer sistemlerinde olumsuz olarak algılanarak, mutsuzluk ve başarısızlık olarak değer bulmaktadır. Görülüyor ki, çocuğun hayatında model aldığı kişiler kadar, çocuk oyuncakları yoluyla iletilen sosyal roller, sosyal etkiler, sosyal davranışlar da değer sisteminin oluşmasında önemli rol oynamaktadırlar.

Aile olarak neler yapılabilir?

Kendimize şu soruyu soralım: ‘’Çocuklarımızı tanıyor muyuz?’’, ‘’Ne ölçüde tanıyoruz?’’, ‘’İç dünyalarını biliyor muyuz?’’. Hepimiz çocuklarımızı tanıdığımızı sanırız, ama nelerini tanırız, nelerini biliriz? Bir anne ya da baba çocuğunun sevdiği yemeği, oyunu bilir de, çocuğunun hayal kırıklıklarını, onu en çok üzen şeyin ne olduğunu bilir mi? Çocuğun hangi derslerde başarılı olduğunu bilir de gelecekte kendini nerede görmek istediğini bilir mi?

Çocuklarımızın nelerini bildiğimizi şöyle bir aklımızdan geçirirsek, tutkularını, özlemlerini, korkularını, kaygılarını, kendisi hakkında neler hissettiğini bilip bilmediğimizi sorgulayabiliriz. Böyle bir sorgulamayı içtenlikle yaptığımız zaman, aslında çocuğumuzun iç dünyası hakkında çok az şey bildiğimizi hayretle görebiliriz. Ergenlerin sorunlarının çoğu kez, ortaya çıkan bir olayla patlak verdiğini açıklayan araştırmalar, anne-babaların önce şok yaşadıklarını da belirtiyor. Çünkü aileler aslında çocuklarını sandıkları kadar iyi tanımıyorlar. Bunun yine değişen toplum ve dünya koşulları içinde birçok nedeni var. Yeni teknolojiler ve eğlence endüstrisi aile yapısını değiştiriyor.

Günümüzde gençler ve çocuklar daha çok yalnızlık içinde kalıyorlar; çünkü, evdeki televizyon, bilgisayar ve internet, giderek konuşma ortamını kaldırıyor. Bu durum aile içinde giderek artan yalnızlaşmaya ve birbirine yabancılaşmaya yol açabilmektedir. Artık ev içinde insanlar birbirleriyle ancak gündelik hayat için konuşmakta, duygu ve düşünce paylaşımı ortadan kalkmakta, böylece ortak yaşam değerleri de azalmaktadır. Aile içindeki ortak değerlerin yerini, pazar ekonomisi ve tüketim değerleri almaktadır. Yani içinde bulunduğumuz toplumsal ve ekonomik düzen koşulları da bunu desteklemektedir.

Bu toplumsal ve ekonomik düzen koşullarını, teknolojiyi çocuklarımızda istediğimiz değerlerin oluşması için nasıl kullanabiliriz?

Bizler değerlerimizi yaşatabilmek  için ailemizle çeşitli etkinlikler, görüş alışverişleri yapabiliriz. Temel olarak, daha kaliteli yaşayabilmek için, aile toplantıları düzenleyerek ailemizin değerlerini belirleyebiliriz. Ailece düzenleyeceğimiz bir değerler toplantısında, ortada bir tartışma yokken, sakin bir ortamda, aile üyelerine ait ortak olan ve olmayan değerler üzerinde konuşabiliriz.

Çocuğumuzla daha çok küçük yaşlardan başlayarak, seyrettiği bir çizgi film, film, reklam ya da oynadığı bir bilgisayar oyunu hakkında konuşabiliriz. Orada neler olduğunu, bu konuda ne düşündüğünü sorabilir, çevresindeki olayları nasıl algıladığını anlamaya çalışabiliriz. Gerçek dünya ve değerlerle, bu teknolojilerin sunduğu değerler arasındaki farkı, anlayabileceği bir dille ve örneklerle açıklamaya çalışabiliriz. Bu teknolojileri ya da oyuncakları tamamen yasaklayamayacağımıza göre, onları kendi değerlerimizi verme konusunda araç olarak kullanabiliriz.

Aile değerimize, kültürümüze uygun televizyon kanalı tercihi ederek, çocuğun izleyeceği videoyu öncesinden izleyerek yada oynayacağı oyunu öncesinde oynayarak içeriğini de tanımış olmak en önemli hususlardandır. 

Değer aktarımı konusunda günümüz anne-babalarının geçmişteki anne-babalara göre işleri daha zor görülmektedir. Eskiden toplumun da desteklediği birçok değer, çocuklara yaşantıyla aktarılabilirken, artık sadece yaşantı yeterli olmamakta, anne-babaların bu konuyu bilinçli olarak çocuklarına aktarmaları için çaba sarf etmeleri gerekmektedir. Çünkü çocuğun üzerindeki tek etken artık sadece aile değildir, sadece okul ya da arkadaş çevresi de değildir. Çocuklarımız artık tüm dünyadaki değişimleri bizden daha önce fark edip, daha çabuk etkilenmektedirler. Dolayısıyla bizim de dünyayı, yeni trendleri takip edip çocuğumuzun bunlardan nasıl etkilendiğini araştırmamız gerekmektedir. Unutmayın, hepimizi tek tek yöneten yaşamın temel değerleridir. Bu değerlerin çocuklarımızda gelişimini tesadüflere ya da sosyal çevreye bırakmayalım, bizzat etkin olalım.